23 Ağustos 2009 Pazar

INGLOURIOUS BASTERDS

“Inglourious Basterds”ın konusu, Alman işgali altındaki Fransa’da başlar. Çok sevdiği ailesinin, Nazi Albay Hans Landa’ nın (Christoph Waltz) tarafından katledilmesine tanıklık eden Shosanna Dreyfus (Melanie Laurent) adlı kadın, katliamdan kılpayı kurtularak Paris’e kaçar. Orada sinema salonu sahibi ve işletmecisi olarak yeni bir kimlik edinir. Aynı günlerde Avrupa’nın başka bir köşesinde Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt), Yahudi askerler tarafından kurulan bir grubu düşmana karşı misilleme yapma amacıyla organize etmektedir. Düşmanları tarafından “Soysuzlar” yakıştırmasıyla bilinen Raine’ın grubu, Nazi Almanyasının önde gidenlerine zarar verme misyonunu üstlenmiştir. Bu amaçla, Alman sinema oyuncusu ve gizli ajan Bridget Von Hammersmark (Diane Kruger) ile işbirliği yaparlar...

Shasoanna’nın kendi intikamını alma planlarını yaptığı bir sinema salonunun çatısı altında hepsinin kaderleri kesişecektir. (Beyazperde' den alıntıdır.)
Tarantino’ nun 6. filmi Inglourious Basterds (Soysuzlar Çetesi)’ ı bugün itibariyle izlemiş bulunmaktayım. Öncelikle belirtmek isterim ki karşımızda ne Ucuz Roman gibi ne de Kill Bill gibi bir şaheser var fakat bir o kadar sinemasal ve Tarantinovari. Şunu da not olarak düşelim: Bu bir Tarantino filmi, seven sever, sevmeyen sevmez.

Kill Bill’ de olduğu gibi Tarantino burada da filmi bölümlere ayırmış. Açılışta 1941 Fransa’ sındayız. Albay Hans Landa (Christoph Waltz)’ nın bir Fransız çiftçi evini ziyaret etmesi ile başlıyor. Sadece bu sekans bile tek başına kısa film olabilecek düzeyde tatminkâr. Yaklaşık 20 dakika süren ve bize heyecanlı diyaloglar ve planlar izlettiren Tarantino, sahneyi filmin sonunu da etkileyecek şekilde sonlandırıyor.

İkinci bölümde ise filme ismini veren Soysuzlar Çetesi ile tanışma fırsatına erişiyoruz. Çetenin başını çeken Teğmen Aldo (Brad Pitt) ve ekibinin çeşitli psikopatlıklarını da bu bölümde rahatça! görebiliyoruz.


Geriye üç bölüm daha var fakat bunlardan bahsetmeyeceğim. İlk iki bölümle ilgili yazdığım kısa açıklamalar bile Tarantinoseverlerin ağzını sulandırmaya yetmiştir.

Filmin beğendiğim noktalarından birisiyse siyasi açıdan çok ince bir çizgide ilerlemesi ve hiçbir tarafa meyletmemesi. Konusu itibariyle 2. Dünya Savaşı zamanında geçmesi bile başlı başına bir risk fakat bu risk senaryo sayesinde bertaraf edilmiş. Ne nazi yanlısı ne de Yahudi yanlısı bir yaklaşım izliyor.

Bazı notlar düşeyim. Filmin ilerleyen sahnelerin birinde Rezervuar Köpekleri’ nin finaline gönderme var. Çatışma sahnesinde kim kime dum duma belli değil. Daha önceki filmlerinde klasik senaryo ve kurgu anlayışını değiştiren Tarantino, Soysuzlar’ da tarihi de değiştirmeyi ihmal etmiyor. Julie Dreyfus burada da tercüman. Kadın karakterler yine yapacağını yapıyor. Şiddet sahneleri yine var ama bu sefer daha sadistçe yani +18. Ve en beğendiğim replik:
“Bizler üniformalarınızı çıkardığınızda eski halinizi unutmanızı istemeyiz. O yüzden vücudunuzdan hiç çıkaramayacağınız bir işaret eklemeyi istiyoruz.”

Genel olarak Tarantino’ nun sinemasını seven ve onu en beğendiği yönetmenler listesine koyan bir sinefil için çok eğleneceği, sinemasal bir tatminkârlık duyacağı 148 dakikalık bir film var karşımızda. İzlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler…


Hiç yorum yok :