17 Nisan 2014 Perşembe

PERUKTAN DÖKÜLEN HÜZÜN YOZGAT BLUES

Türk sinemasında çokça karşılaştığımız bir konu taşrada yaşama meselesi. Bu konuya değinen filmlerden biri de “Yozgat Blues”. Mahmut Fazıl Coşkun’ un “Uzak İhtimal” den sonra çektiği bu film ile iyi bir işe imza attığı söylenebilir. Fransız şansonu söyleyen Yavuz ile kısa bir süre hocalık yaptığı kursun öğrencilerinden Neşe’ nin, Yavuz’ un aldığı bir teklifle Yozgat’ a gitmelerinden sonra burada yaşadıkları olayları izliyoruz.

Yavuz, ellili yaşlarında, hocalık yapacak kadar müzik konusunda deneyimli, babasının vefatıyla yalnız kalan bir şanson sanatçısıdır. Mesleği itibariyle ilgi çekmese de itibar sahibidir. Bulunduğu ortamlarda saygı görür fakat geçimini sürdürmek için AVM nin göbeğinde söylemekten de kaçınmaz. Aslında bu itibar sahip olduğu tek gerçektir. Tüm varlığını bu gerçeğe dayandırır. Ceketi, gömleği, pantolonu ve de en önemlisi peruğu ile bu gerçeğini ortaya koyar. Bu kıyafetlerini, peruğunu çıkardığında adeta acizliğini de ortaya çıkarmış olmaktadır. Neşe ise süpermarket standında çalışan kurs öğrencilerinden biridir.

Neşe’ nin kendini zorla kabul ettirmesiyle - belki Neşe için en iyi çıkış yolu budur - beraber Yozgat’ a birlikte giden ikili bir anda sınıf atlar. Gittikleri otelde suit (taşranın bir otelinde suit oda ne kadar suit olabilirse) odada kalırlar. Bölgenin yerel gazetesine haber olurlar, radyoda programa çıkarlar. Yavuz’ un tek gerçeğinin hazzı en tepededir artık. Neşe için de hayat farklılaşmıştır. Bu noktada hikâyeye evlenmek ve kadın kuaförü dükkânı açmak isteyen Sabri katılır. Yavuz, Sabri’ yi sahne öncesi kuliste peruğunu fönletmek ve düzeltmek için kiralamıştır. Sabri’ nin hikâyeye katılmasıyla Neşe’ nin üzerinden sahiplenme durumu ortaya çıkar. Neşe artık arzulanan imge haline gelir. Bir de Sabri’ nin arkadaşı radyocu ve şair Kamil, Neşe ile beraber iş yapmak ister ki Neşe işi, ek iş olarak kabul eder. İstanbul’ da iken kimsenin dönüp bakmadığı Neşe, üç erkek için de çeşitli noktalardan odak noktası haline gelmiştir.


Ana karakter Yavuz için o hazzın tepesinden aşağı inme vakti artık başlamıştır. Bunun ilk yansıması Neşe ile Sabri’ nin yakınlaşmasıyla Neşe’ nin Yavuz’ dan uzaklaşmasında görürüz. Kahvaltıyı bile birlikte yapmamaktadırlar. İkinci darbe arkadaşının iş için artık para veremeyecek olmasından gelir ama bunu Neşe’ ye, işe olan inancını kaybedebileceğinden ötürü söylemez, bedavaya çalışmayı kabul eder. Aslında neden bu değildir, Neşe’ yi tamamen kaybetme korkusundandır. Bu korku ona arabasını da müzik aletini de sattıracak düzeydedir. Bir süre böyle devam eder, Neşe, Sabri’ nin evlenme teklifini kabul ettiğini söyleyene kadar. İşte bu noktada Yavuz için iplerin koptuğu noktadır. O artık tepede değildir. Toplanır, veda eder ve İstanbul’ un yolunu tutar. Artık peruğu yoktur, yalnızdır, en diptedir.

Dört karakter içinde Yavuz haricinde herkes kendi hayali peşinde mutluluğa ulaşmıştır. İtibarı ile gittiği taşradan elinde hiçbir şey kalmayan biri olarak şehre döner. Yaşadığı bu geçici mutluluk sadece birer anı olarak hafızasında yer eder. Böylelikle Blues kelimesi de Yavuz’ da tecelli eder. Yozgat’ tan hüzün elde kalır.

Oyunculukların üst düzeyde olduğunu ve son dönemde her yerde karşımıza çıkan Ercan Kesal’ ın yanında Ayça Damgacı, Tansu Biçer ve Nadir Sarıbacak’ ın rahat oyunculukları filmin akışını da önemli katkılar sağlıyor.

Çeşitli festivallerden ödüllerle dönen Yozgat Blues, anlattığı hikaye ve karakterlerini ele alışıyla kendine bir ayrıcalık kazandırıyor. Senaryosunda ve kurgusunda yer alan kimi aksaklıklara rağmen herhangi bir hata çok göze batmıyor. Yalnız şarkıyı hiç beğendim ve çok rahatsız edici, filmin en negatif yönü.

Hiç yorum yok :