19 Mayıs 2014 Pazartesi

12 YEARS A SLAVE

solomon northup

86. Oscar töreninden “En iyi film” ödülü dâhil olmak üzere toplam üç ödülle dönen “12 Years A Slave”, 1841-1853 döneminde geçen gerçek bir hikâyeden alıntılanarak çekilen bir film. Siyahi bir müzisyen olan Solomon Northup’ ın kaçırılıp köle yapılması ve tekrar özgürlüğüne kavuşması filmin konusunu oluşturuyor.


Amerikan tarihinin hiç silinmeyecek lekesi olan kölelik mevzunu arka planda işleyen yönetmen Steve McQueen, merkeze Solomon (Platt) karakteri üzerinden yaşama hakkı ve özgürlük kavramlarını yerleştiriyor. “12 Yıllık Esaret”, benzerlerinden ayrılan bir film. Genel itibariyle seyircisine belirli bir mesafeyle yaklaşıyor ve bu mesafesini son sahnesine kadar muhafaza ediyor. Bu nedenle duygusal anlamda bağ kurmak zorlaşıyor. Sadece seyirciye acıma duygusu geçebiliyor, empati kurmaya izin vermiyor. Etkisini de buradan alıyor.



Kendisi de siyahi bir İngiliz olan yönetmen, kölelik konusuna çok fazla sömürmeden gerektiği ölçüde yaklaşarak eleştirisini yapıyor. Bu aşırıya kaçmama filmin bir diğer etkileyici unsuru meydana getiriyor. “Beyazın siyahı malı olarak görmesi” filmin köleliğe bakış açısında temeli oluşturuyor. Benzer bir dertten mustarip yerlilerin yer aldığı sahneyi çok beğendiğimi de belirtmek istiyorum.

steve mcqueen

Filmin başında gemi sahnesinde geçen ve de filmin merkezini oluşturan kilit cümle “I don’t wanna survive. I wanna live. Ben hayatta kalmak istemiyorum. Yaşamak istiyorum.” filmin de ana fikrini beyan ediyor. Aristokrat tabakada yer alan Solomon, artık bir köle olarak yaşayan Platt’ e dönüştürüldüğünde, diğer kölelerden farklı olarak sadece nefes almayı değil ona aslında doğuştan bir hak olarak Allah tarafından verilmiş olan özgürlük ve yaşama hakkını da istiyor. Diğer köleler ise böyle bir duyguyu tatmadıklarından sadece nefes almaları onlara kâfi geliyor. 

Filmde dini göndermeler de mevcut. Yönetmen herhangi bir eleştiriye soyunmuyor ama şu çatışmayı da es geçmiyor: Dinin emrettiğine göre yaşayanlar başka bir hayatı nasıl sömürebilir? Musevi olduğunu düşündüğüm bir sahip (Mr. Ford) ile Hristiyan olan bir sahibi (Mr. Epps) gösterirken bu sorunun cevabını seyirciden bekliyor.

Filmin başrolünde Chiwetel Ejiofor, aşırıya kaçmadan iyi denilebilecek bir oyunculuk sergilemiş. En iyi yardımcı kadın oyuncu oscarını alan Lupita Nyong'o ise aldığı ödülü hak ediyor. Gedikli oyuncusu Michael Fassbender bu filmde de yönetmeni yalnız bırakmamış. Ayrıca yan rollerde Paul Giamatti, Brad Pitt, Paul Dano’ yu izleme şansı elde ediyoruz.

Yönetmen daha önceki iki filmi ile belirli bir izleyici kitlesini kendine hayran bırakmıştı. Özellikle “Hunger (Açlık)” ile içi dolu ve zor bir konunun altından başarıyla kalkmıştı. “Shame (Utanç)”, yine zor bir konuyu işliyordu fakat ilk başarısını bu filminde tekrarlayamadı. “12 Years A Slave (12 Yıllık Esaret)”, Açlık’ a ulaşamasa da Utanç’ tan daha ileride bir film.

2014 yılı en iyi film Oscar ödülünü alması tartışılabilir ama buradan iyi bir film olmadığı anlaşılmasın. Her yönüyle üstüne düşünülmüş,  çalışılmış bir film ve izlenmeyi her şekilde hak ediyor. Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi’ nde belirttiği gibi “Beyaz derilinin siyah deriliye, siyah derilinin de beyaz deriliye hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.” ilkesine uyulmadığında olabileceklerin bir tezahürünü izleme açısından iyi bir deneyim olacaktır. 

Hiç yorum yok :