26 Aralık 2014 Cuma

LUCY, DARWIN ve TASAVVUF


Luc Besson’ un hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği son filmi “Lucy” de, bilim-kurgu ve aksiyon dolu bir hikaye ile yönetmen, yaradılışı kendi bakış açısıyla anlatmaya çalışıyor.

Kendi halinde bir öğrenci olan Lucy, şanssızlığı sonucu mafyanın eline düşer ve karnına konan uyuşturucu paketi ile kaçakçı olur fakat bu maddenin içinde patlamasıyla olağanüstü güçler elde eder. Genel görüş %10 olan insan beyninin kullanım kapasitesinin %100 e çıktığında ne olur, sorusu hikayenin çıkış noktasını oluşturuyor. %100 e ulaşan beyin neler yapabilir, sorusuna ise cevaplar arıyor.




Filmindeki aksiyon sahneleri Besson’ dan beklediğimiz üzere adrenalinin çokça salgılandığı, üzerinde oldukça uğraşılmış sahneler olarak göze çarpıyor. Filmin yarısından sonra ise alt metin hikayenin önüne geçiyor ve basit olan senaryonun gücü oldukça zayıflıyor. Gücünü fikrinden alan filmin oyunculukları da ortalama düzeyde. Başrollerde Scarlett Johansson, Morgan Freeman, Choi Min-sik ve Amr Wacked oynuyor.

luc besson

Filmi tümüyle değerlendirdiğimde Darwinist bir düşünce yapısının filme hakim olduğunu söyleyebilirim (Gerçi bazı yazarlar bunun bir hiciv olduğunu düşünüyor). Ana maddenin (CPH4) patlamasıyla Lucy’ nin beynini kullanma kapasitesi de artmaya başlıyor, algısı artıyor, gerçekliğin ötesine ulaşmaya başlıyor. Nitekim en tepeye yaklaştıkça artık zaman ve mekanı kontrol edebilecek hale geliyor ve zamanda geriye gitmeye başlıyor. Filmin başında gördüğümüz ve dayanağı, evrim teorisine göre ilk insan figürü olan maymuna geçiyor, oradan yine başka bir teori olan Big-Bang (Büyük Patlama), daha sonra hücrelere ve en son hücrelerin birleşmesiyle tek bir hücreye varıyoruz. Böylece %100 e ulaşan Lucy, artık bedenen bu sanal gerçeklikten kurtuluyor ve telefona gelen mesajda yazdığı gibi “I’m everywhere – Her yerdeyim”, diyor. Bu şekilde Besson, Lucy’ e Tanrılığı veriyor. Filmin bir noktasında müzede yer alan bir maymunun ilk kadın olduğu ve isminin Lucy olduğu geçiyordu, aynı şekilde yönetmenimizin isminin Luc olduğunu göz önüne alırsak kendisinin de ilk erkek olduğunu düşündürerek evrim teorisini kabul ediyor olabilir mi?

nefs terbiyesiBir de dini bir yaklaşımla tasavvuf açısından olayı değerlendirelim. Lucy’ in maddeden önceki ve maddeye ilk maruz kalış anındaki halini, nefsin en alt hali (nefs-i emare) olarak düşünülebilir. Madde ise nefsi terbiye eden bir araç olarak görülebilir. İlacın etkisi arttıkça nefsine galebe gelerek yükselmeye başlıyor. Nefisten arındıkça gözdeki perdeler de kalkmaya başlıyor ve keramet denilebilecek çeşitli olaylar zuhur etmeye başlıyor. Hal olarak yükselmeye devam ettikçe yine zaman ve mekan kavramı da kırılarak anlamını yitiriyor. Nefsin en son haline ulaşıldığında yani %100 kapasiteye ulaşıldığında artık nefis yok oluyor ve Allah’ ın nurundan üflenerek oluşan ruh tekrar Allah’ a ulaşıyor. Darwinist bir görüşe sahip fizikçi Stephen Hawking’ in hiçlikten gelip tekrar hiçliğe dönme teorisi, aslında Allah’ tan gelip yaşarken tekrar Allah’ a dönme anlamına geliyor.

Son cümle olarak, basit bir aksiyon filmi olabilecekken ele aldığı fikir ile keyifle ve dikkatle izlenebilen, düşünce olarak çatışmalara yol açsa da bakış açınızla sindirebileceğiniz, kısa süresi ile de sıkmayan bir yapım.

Hiç yorum yok :