11 Mart 2015 Çarşamba

8 SANİYE

Ömer Faruk Sorak’ ın son filmi ve büyük çoğunluğu başrol oyuncusu Esra İnal’ ın hayatından senaryolaştırılan 8 Saniye, pazarlaması, fragmanı ve sinopsisi ile uyuşmayan bir yapı içersinde farklı ama ortalama bir hikaye anlatıyor.



Açılış sahnesi ile beraber farklı bir şeyler izleyeceğimizin sinyalini alıyoruz. Görsel anlamda gerçekten doygunluk hissi veriyor. İnsan ve dünya betimsel olarak çok iyi harman edilerek görselleştirilmiş. Görüntülerin eşliğinde filmin adının nereden geldiğini öğreniyoruz. Bu bilgi üzerinden yapılan felsefe ise bana zorlama bir düşünceymiş gibi geldi.


Fragmandan, basından takip ettiğim ölçüde filmin sırtını yasladığı nokta rüyalar daha doğrusu gerçekleşen rüyalar fakat filmi izlemeye başladıktan sonra rüyalar, leitmotif olmaktan ziyade film içinde birer motif. Aralarda izlediğimiz rüyalar, başkarakter gibi filmden kaçıp başka bir dünyada birer kısa film veya video-klip izler gibi. Bu noktada rüya sahnelerinin üst düzey olduğunu belirtmek isterim. Kaliteli bir iş ortaya koymuşlar. Tabi bunda Warner Bros.’ un katkısı olduğu kaçınılmaz fakat bir Türk filminde bu denli iyi bir incelikli iş görmek keyif vericiydi.

tapınak

Beni hayal kırıklığına uğratan kısım rüyaların arka plana atılması oldu. Bir noktadan sonra senaryo tamamen “Bu benim hayatım, Bu benim dünyam, Kimse bana karışamaz” replikleri eşliğinde Esra karakterinin kendi hayatını yaşama çabasına dönüşüyor, senaryo zayıflaşıp sıradan bir hale geliyor. Filmde geçenlerin, gerçek olaylardan alınmış olma algısı hikâyeyi daha cazip hale getirse de finale kadar geçen sürede bu sıradanlıktan kurtulamıyor.

Rüyalar işin içine girdiğinde maddi boyuttan manevi boyuta geçiş yaşanır. Bu bakış açışını filmde görmek pek mümkün değil ne yazık ki. En azından tasavvufi bir düşünceyle elden geçirilseydi eminim ortaya daha derinlikli ve üstüne düşünülecek sekanslar ortaya çıkabilirdi. Bu açığı da namazında niyazında baba figürü ve Mevlevi dergâhındaki Yılmaz Erdoğan’ ın oynadığı şeyhin, kız ile olan konuşmasıyla kapatmaya çalışmışlar ama birer sahne olmaktan öteye gidememiş.

8 saniye sahnelerFilme bir de kadın gözüyle bakmak gerekiyor. Başkarakterin geçirdiği süreç, yaşadığı olaylar, maruz kaldığı durumlar, bunlara verilen karşılıklar. Birçok kadının hayatında yer alan gerçekler. Bu nedenle bir kadın çok rahat empati kurabilecektir veya kendi yaşadıklarından bir parça bulabilecektir. Bu nedenle kendini filme daha yakın hissedecektir. Filmi, bu açıdan izlenmesi gereken bir yapım olarak görüyorum.

Almanya’ da geçen filmde fazlaca tanınmış yerli ve yabancı oyuncu yer alıyor. Başrol oyuncusu ve senaristlerinden Esra İnal’ ın ilk oyunculuk denemesi. İlk performansı olmasına rağmen tatmin edici bir oyunculuk gösterdiğini belirtmek gerek. Dört Anlaşma kitabının Meksikalı yazarı Don Miguel Ruiz de filmin oyuncuları arasında yer alıyor.

Küçüklüğünde Allah ile konuşan, büyüdükçe özgürleşen, her istediğini yapabilecek gücü kendinde bulabilen, rüyalarında gördüğü adamı gerçek dünyada bularak kendi kurtuluşunu, Tolteklerin bilgeliğindeki sevgide bularak herkesi affeden Esra’ yı tanımak artık size kalmış. 

Hiç yorum yok :