WHIPLASH VUR ZİLLERE

miles teller andrewBağımsız sinemadan ve genç bir yönetmen Damien Chazelle elinden çıkan, ayrıca 87. Akademi Ödüllerinde 3 dalda Oscar heykelciğini kazanan “Whiplash”, son dönem izlediğim filmler içinde en başarılı film olarak hem gönlümde hem de aklımda yer etti.

Andrew, üniversite birinci sınıf öğrencisidir ve bateri çalma konusunda en iyi olma arzusu içindedir. Bu yolda ilerlemek için her şeyi göze alır. Fletcher, dominant ve disiplinli, üniversitenin orkestra şefidir. İkisinin yolları kesişir ve bu yolda bir savaş yaşanacaktır.

Whiplash ismini ve afişini ilk gördüğümde güzel bir film izleyeceğimi hissetmiştim. Sonuçta afişte koskocaman bir bateri vardı. Hatta filmin rock-metal müzikle de alakası var mıdır diye düşünürken jazz ile ilgili olduğunu öğrendim. Biraz şevkim kırılsa da filme karşı beklentim değişmedi ve izledikten sonra güzel bir filmin ötesinde her öğesi ile dopdolu bir filmle karşılaştım.


Filmin söylemlerinden birini filmde geçen bir replikle belirteyim. “There are no two words in the english language more harmful than good job.” – “İngilizce’ de aferin kelimesinden daha zararlı bir kelime yoktur.” Bir kişinin başarısının devam etmesi için onu pohpohlar mısınız yoksa başarısını önemsemez misiniz? Fletcher’ a göre, insanın başarısı kişinin kendini zorlamasında uçlara kadar götürmesinde yatıyor. İnsan kendi sınırlarını aştığında ancak başarıya, mükemmeliyete ulaşır. Bir aferin lafı, bu yolda en büyük engeldir. Andrew ve Fletcher bu bakımdan benzer bir yapıya sahip. Her ikisi de başarı istiyor fakat biri bu yolun başında her şeyden vazgeçecek kadar istekli, diğeri doğru kişiyi bulabilmek adına son derece acımasız ama ikisi de oldukça hırslı.

400 ritm

Filmin bu söylemini gördükten sonra aklıma Animatrix’ in “World Record (Dünya Rekoru)” bölümü geldi. İnsan kendini, normali aştığında ne olur? sorusuna verilen cevabın tezahürünü gösteriyordu. İnsan hakikat yolunda ilerlerken de aynı sorunsalla karşı karşıya. Ancak nefsini aşabilirse başarıya, hakikate ulaşabilir. Nefs ise bu yolda en büyük engel. İnsanın kibre düşmesi, yaptığını beğenmesi ya da bir aferin alması bu yoldan çıkması demektir.

Filmin son onbeş dakikası aslında bir nevi filmin söyleminin özeti şeklinde geçiyor. Yönetmen diyaloga gerek duymadan görüntüyle her şeyi anlatıyor ki bu muazzam bir yönetmenlik becerisi izliyoruz. Tabi ki bazı noktalarda eksiklikler var. Filmin sonlarında tercih edilen kamera hareketlerinin yerine alternatif tercihler kullanılsa daha etkili olurmuş. Whiplash kelimesini Türkçe’ ye omurga incinmesi olarak da çevirebiliriz. Adeta finali seyrederken yorulduğunuzu, kendinizi kastığınızı, sırtınıza bir ağırlık çöküp omurganızın incindiğini hissedebilirsiniz.

jazzFletcher rolünde izlediğimiz J.K. Simmons hayatının rolünde izliyoruz ki Oscar ödülünü alması bu görüşümü destekler nitelikte. Beden dilini kullanışı oyunculuk dersi verir gibi. Yine Andrew rolünde Miles Teller da rolünün altından başarıyla kalkmış. Zorlu sahnelerin çoğunda kendi oynayan oyuncu, 15 yaşından beri bateri çalıyormuş.

Birçok türü de içinde barındıran Whiplash, bir başarı öyküsünden çok daha fazlasını içinde barındırıyor. Şimdiden 2015 yılının en iyi ilk beş filminden biri oldu. Filmin müziklerine Linkten ulaşabilirsiniz. Muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

Yorumlar